AnasayfaGiriş yapKayıt Ol





♦ God's Gamble yeni kadrosu ve temasıyla aktif hâle gelmiştir.

♦Toplu msn adresimiz group1062728@group sim.com dur.

♦Avatar boyutu 170x300'dür.

♦ Her üye öncelikle buraya başvurarak RP'sini puanlatmalı, daha sonra ise ırkına karar vererek rütbe seçimini yapmalıdır.

♦ Rütbe edinen üyelerimiz model seçimini yaparak karakterlerinin görünüşlerini belirleyebilirler.

♦Eğer Cadı veya Büyücü'yseniz buradan karakteriniz için bir özel yetenek sahibi olabilirsiniz


♦ Gelecek Postası


Büyücü dünyasından haberler.

♦ Ay Işığı
Vampir dünyasından haberler.

♦ Gizli Geçit
Elf dünyasından haberler.

♦ Dalgaların Fısıltısı
Aquarina Çalkalanıyor!



Ayın rol oyunu. Rol oyunu. {Isimler}

Ayın erkek rol oyuncusu. Isim - Rol oyunu.

Ayın kadın rol oyuncusu. İsim - Rol oyunu.

Ayın düşmanları. Isim & Isim - Rol oyunu.

Ayın çifti. IsimxIsim - Rol oyunu.

Ayın takımı. Isim. {link}




 







Paylaş | 
 

 F O R E S T ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 1:24 am



Kişiler ; Aura Kyndra Bianchett ~ Legion
Kurgu ; Bir Nymph ve yaşlı, deneyimli ve hayatta artık bir şeylerin yola girmesini düşünen bir vampirin karşılaşması. Gerisi doğaçlama.
Yer ; Rosenvale Ormanları.


~


    " Çekil önümden Dorian! Çekil. "
    " Olmaz! McLoyd. Kendine gel yoksa -"
    " Ah ! "

    Boynun kırılan kemiği kulaklarımda yankılanmıştı. Affrey, teşkilattan Mcloyd'u öldürmüştü ve şimdi elindeki baltayla birlikte bana bakıyordu. Benim de ona saldıracağımı falan düşünmüş gibiydi. " İndir onu Affrey. McLoyd öldü. " Affrey, benim bu kadar sakin oluşuma şaşırmış ve soran gözlerle bana bakmaya başlamıştı. Benim hiç dostumun olmama sebebim belki de buydu. Yıllarca orduda sırt sırta savaşmış üç arkadaştan biri diğerini gözümün önünde katletmişti fakat, bende en ufak bir duygu yoktu. Belki de şu an benim bu davranışım, Affrey'in elindeki baltanın suratıma inmesini engellemişti kim bilir ? Gözlerimi yerde yatan McLoyd'a çevirdikten sonra tekrar Affrey'e bakıp "Sanırım bunu kaldırma görevini de sen yaparsın Affrey. Benim çıkmam lazım. " demiş ve kılıçlarımı yerden alıp omuzuma takmış, evden kendimi dışarıya salmıştım.

    Nymph Ormanı

    Ulu ağaçlarla bezenmiş, her daim karanlık ve uçsuz bucaksız Nymph Orman'ı... Vampir bile olsa, birinin huzura ihtiyacı olduğu zamanlarda; aradığı huzuru bulabileceği sayılı yerlerden birisiydi benim için. Bir de, Elf Ormanı var tabiki fakat, orada pek huzur bulmak mümkün olmazdı genellikle. Nymph'larla bir düşmanlığımız olmadığı için, çoğu Nymph bizden kaçmazdı. Yine de korkanları yada savaş konumu alanları olmuştu fakat, genelde durum böyle olmazdı. Bu yüzden kılıçlarımı sırtımdan yanıma hiç almaya gerek duymadan, ormanda sessizce yürümeye başlamıştım. Kuşların cıvıltısından başka bir şey duyulmuyordu. Burasını bu şekilde gördükten sonra, aklıma ister istemez vampir şehri geldi. Kendimizi ne kadar çürütmüştük ve canavarlaştırmıştık. Yaşadığımız şehirlerden bile bu belli oluyordu. Bizim karanlığımız bu şekilde huzur verici olmazdı, aksine huzur bozma özelliği taşırdı...

    ' ÇITIRT. '

    Kulaklarım, bedenimi sesin geldiği yöne doğru çevirmişti. Tehlikeden uzak olduğum için mi, yoksa kendimi huzura öylesine kaptırdığım için mi bu sese karşı bir şey hissetmemiştim ? Yine de hazırlıklı olmak adına sırtımdaki kılıcı belime doğru indirdim ve sesin geldiği yere doğru yürümeye başladım. Yine de, eğer zararsız bir Nymph ise onu ürtkütmemek açıdan sessiz ve sakin adımlarla yola devam ediyordum. Gözlerim ağaçların arkasında kilitlenmişti ve birden istemsiz bir şekilde, bir ağacın üzerine fırlayıp gürültünün geldiği yöne bakmaya başladım. Gördüğüm tek şey, çok güzel bir Nymph'dan başkası değildi...


_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 2:11 am

Tek elimde sıkıca tuttuğum kalın kaplı, kırışık sayfalı defteri yanıma almak nereden aklıma gelmişti bilmiyorum. Daha da açıklanamaz olan, ormanda attığım her adımda defteri okumaya daha çabuk başlama isteğimdi. Halbuki o kelimeler lanetli olmalıydı gözümde. Bir daha okumamaya yemin etmeli, kayalıklardan bırakmalıydım belki de. Yapamamıştım yine de. Çünkü her zaman aşırı duygusal ve mantıksız olan, derinlerde kaldığı halde hala beni kontrol edebilmeyi başarabilen yanım bunun onunla geçirdiğim son günü bir daha yaşamamın tek yolu olduğunu biliyordu, ablamla. Bana ne kadar acı verirse versin, en rahat gözümde canlanan anımız oydu. Belki de eve döner dönmez, daha doğrusu ablamın yok olduğunu anlar anlamaz tüm gereksiz detaylarıyla birlikte her şeyi deftere yazmamın faydası buydu. Acaba o gün ne düşünüyordum her şey deftere dökerken. Yaklaşık on üç yaşında bir kızın mantıklı ne sebebi olabilir?

Sonunda etrafıma baktığımda ormanın ve ağaçların kesildiği yeri göremez hale geldiğimde yeterince uzaklaştığımı anlamıştım. Dizlerimi bükerek sert zemine oturdum ve bacaklarımı gövdeme iyice yaklaştırdım. Kollarımı bacaklarımın etrafından geçirerek defteri ayaklarımın ucuna koydum, çenemi de dizlerime yasladıktan sonra küçük bir kızın dağılmış harflerinin olduğu son sayfayı açtım. En başından başladım günün. Yalnızca kaçmamı söylediği yerleri istemiyordum baştan yaşamak. Tüm bunları hafifletecek şeylere de ihtiyacım vardı. Tereddütle ilk bir kaç cümleyi okudum. Sanki bedenim de kendisiyle çelişiyor gibiydi. Sağ elim kapatmaya çalışırken beynim durmasını emrediyordu.

''Nemli sayılabilecek çimenlerin üzerinde koşuyorduk. Hayır, birinden kaçmıyorduk. Ya da başımız belada değildi, en azından şimdilik. Ancak biliyordum ki döndüğümüz zaman babamdan işiteceğimiz azarlar, gün boyunca yaptığımız zevkli kaçamakların tekrar düşünülmesini sağlayacaktı. Durun, yanlış oldu. Sadece benim düşünmemi sağlayacaktı. Ablam ise her zaman ki gibi dinlemeyecek, keyfini boşuna bozmayacaktı. Gerçi kim onu suçlayabilirdi ki? Kendi güvenliğimiz için neredeyse her şey yasaktı Arneilla'yla bana. Karaya adım atmamız bile başımızı derde sokacak bir hareketti. Oysa şimdi karadaydık, üstelik kimsenin haberi olmadan uzaklaşıyorduk. Hem de ne için? Resim çizmek için. Babam her zaman sanatın vakit kaybı olduğunu söylerdi. Doğrusu içimdeki o sönmez sandığım ateşi söndürmeyi de başarmıştı, en azından ablamın başına gelenlerden önce. Ama onu kaybetmek, sanki içimdeki öfkeyi ve kini kullanarak o ateşin tekrar yanmasına sebep olmuştu. Yıllar önce vazgeçtiğim danstan ve müzikten daha önce hiç almadığım bir haz alıyordum artık, ve durdurulamazdım. Evet, babama saygı duyar, onun önünde diz çökerdim. İtiraz etmezdim dediklerine, doğrusu her dediği mantıklı, akla uygun şeylerdi. Sanatla ilgili gevelediği şu saçmalıklar hariç.

Biraz nefes alabilmek için durdum ve öne doğru hafifçe eğilerek küçük ellerimi, cılız dizlerime yerleştirdim. O an beni bile taşımaktan aciz, titreyen dizlerimden destek alarak ayaktaydım, güçlükle nefes alıyor ve ablama beni beklemesi için seslenmeye çalışıyordum. "Haydi Kyndra, çok az kaldı. Orada dinlenirsin!" Şen sesi tüm ormanda yankılanmıştı, o an anlayamıyordum bütün bunların onun için ne anlam ifade ettiğini. Benim ince bileğimi kavrayıp çekiştirmeye başladığında tek düşündüğüm, sanatın aptalca olduğuydu. Tıpkı bana öğretildiği, daha doğrusu ezberletildiği gibi.''


Aradaki her saçma detayı da dikkatle okudum. Çimenlerin rengini bile anlatmış, türlü türlü ayrıntılara yer vermiştim. Hoş, o günü eksiksiz canlandırmama yardımcı oluyordu bunlar. Sanki her kokuyu alıyor, rüzgarı saçlarımın arasında hissediyordum. Baştan tereddütle satırları tarayan bakışlarım hızlanmış, artık istesem de vazgeçemeyeceğim gibi bir hazzı almama yardımcı oluyorlardı. Sonunda kısacık son iki paragrafa geldim, sona.

Diğer nymphlerin yanına vardığımda olanları anlatmak yerine sadece saklanmalarını söylemiştim, zaten yankılanan o çığlıktan, sessizliği delen ayak seslerinden sonra sorgulamamışlardı. Ya onlar dediğimi sorgulasaydı, her şey daha farklı olabilir miydi?

Gece hava karardığında, tek başıma ormandaydım. Ne yaptığımı bilmiyordum, ne görmeyi beklediğimi. Irkımızın güçlülerinden oluşan bir birlik zaten her yeri aramış ve ablamı canlı ya da cansız bir şekilde bulamamışlardı. Bu iyi bir haber miydi; sevinmeli miydim yoksa sevinmemeli mi kararsızdım. Ve bir cevap bulma ümidiyle dalmıştım tekrar ormana. Bulduğum şeyse ayın altında sayfaları parlayan bir defterdi. Açık kalan sayfasında gezdirdim gözlerimi. Bazı yerlerde ablamın gözyaşlarından olsa gerek çizgiler yumuşamış -ve biraz dağılmış- , bir çok yerde de kıpkırmızı kan lekeleri altında kaybolmuştu. Yine de bu resmin konusunun ben olduğunu anlamak çok güç değildi.


Yedi yıldır bu satırları okuyordum. Artık baştaki etkiyi yapmıyor, gözlerimin yaşlarla dolmasını sağlamıyordu. Tam tersine daha güçlü hissediyordum kendimi. Onun için tüm tersliklere karşı koymuyor muydum? Ablam isterdi diye? Önüme düşen sarı bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırıp defteri kapadım. Ağırlığımı öne doğru vererek iki ayağım üzerine kalktım. Arkama dönerken ağaçların üzerindeki birine çarptı gözüm. Birden parmaklarım gevşedi ve defter elimden kayıp yere, kuru toprağa düştü. Bense saniyelik bir hareketle geriye doğru bir adım atmış, şeffaf kanatlarımı yalnızca iki ya da üç kez çırpmıştım güçsüzce. Ardından duruşumu düzelttim ve defteri yerden alıp kapağını silkelerken ağaçtaki yabancıya seslendim ona doğru bakmadan. ''Beni gerçekten korkuttun.'' Sözlerimi bitirdikten sonra başımı kaldırdım ve hala dalda duran adamın gözlerinin içine baktım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 2:38 am


    ''Beni gerçekten korkuttun.''
    Hafif bir tebessüm belirmişti dudaklarımda, karşımdaki kızın korkusuzca benimle böyle konuşması hoşuma gitmişti birden. Güçsüz kanatlarını görebiliyordum, Nymph'lara güzellik katan bir özellikti kanatları ve büyüleyici fiziklere sahip narin yaratıklardı. Onu korkutmamak için elimden geleni yapsam da, yine de gözlerimin içine bakarak kendisini korkutur gibi bir hali vardı. Oysa ben, uzun yıllar önce diğer ırklarla savaşıma son vermiştim. Artık sadece bu dünyada tehdit haline gelen elflerle savaşıyordum ve elfler, nymph'ların da ezeli düşmanı haline gelmişlerdi o katliamdan sonra. Elflerin yaptığı o büyük katliam aklıma geldiğinde, kızı daha dikkatli baştan aşağı süzdüm. Bu kadar güzel ve zarif bir ırka nasıl yapabildiler bunu ? Elfler kesinlikle büyülenmiş olmalıydı. Yoksa onlar da çok kutsal bir ırktı ve itinayla işlenmişlerdi sanki.

    Kılıcımı kaldırıp tekrar sırtımdaki kabzasının içerisine soktum ve kızın suratına bakmaktan çekinir bir tavırla ; " Üzgünüm bayan. Aslında, sizi korkutmamak için o ağacın tepesine çıkmıştım. " diyerek ona karşı özrümü bildirmek istemiştim. Hava çok karanlıktı, hafif esen rüzgârsa yerdeki çalı çırpıyı sürükleyerek bir ıslık çalıyordu, gökyüzü ile yeryüzü arasında. Ağaç dalları hışırtılar içerisindeydi ve bu koca ormanda tek başına dolaşan narin bir nymph. Üstüne üstlük elflerin, bu kadar kana susadığını ve nymph ırkının kanını son damlasına kadar kullandıkları düşünülürse. Bu ne büyük iğrençlikti. *Kan ve İğrençlik. Kendine gel Dorian. Zihnim, benim çelişkiye düştüğüm zamanlarda ortaya çıkıyordu işte. Gerçekten, bir vampir olarak hal ve hareketlerim olması gerektiği gibi değildi. Bunca yıldır sadece savaşmayı gelenek haline getirmişken, şimdi bu savaşın bitmesini en çok arzulayan kişi gibi davranmaya başlamıştım. *Yaşlılık.

    "Kendi ormanınız olsa dahi, bu kör karanlıkta burada tek başınıza bulunmanız saçmalık bayan."
    demiştim. Kız, belki de bu söylediğimi yanlış anlayacaktı fakat, düşüncelerimi saklama gibi bir alışkanlığım yoktu. Hem içimden bir ses, bu ormanda şu anda dahi elflerin bulunduğunu söylüyordu. Karşımda bana masum ve inceleyen gözlerle bakan kızı korkutmamak için silahıma davranmamış olsam da kötü şeyler bize doğru yaklaşıyor gibi geliyordu. Sanki tehlikeden biraz olsun uzaklaşabilecekmişiz gibi, ormanın içinde kendine yol bulan nehire doğru yürümeye başlamıştım. Kızın da ardımdan geleceğini tahmin ediyordum. Benim zaten o psikopat elflerden korkum yoktu fakat, nymph'lara yeterince zarar verdiklerini düşünecek olursak; bir tane bile nymph'a zararları gelsin istemezdim. Bu yüzden bu savaştaki yerimi belirleyip adını bile henüz bilmediğim nymph'ı koruma kararı vermiştim. *Ezeli düşmanıma karşı. " Bu arada, hala adını söylemedin değil mi ?"

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 3:09 am

Kılıcını sırtındaki kabzaya sokarken bakışlarımı adamın yüzünden çekip tehlikeli olduğu her halinden belli olan kılıcına yöneltmiştim istemeden de olsa. Konuşmaya başlayıp beni korkutmak istemediğini belirttiğinde benden beklenmeyecek, kibirli ve sorgulayıcı bir bakış attım. Madem öyleydi, elinde kılıcının ne işi vardı? Üzerinde durmamaya çalıştım. Her ne kadar güçlü görünmeye çalışsam ve kendimi güvende hissetmeye çalışsam da, uzun süredir bir düşmanla karşı karşıya gelmemiş genç bir çaylak olarak hayatta kalma şansımın ne kadar düşük olduğunun farkındaydım. En azından deneyimli birine karşı. Dört ırkın da birbirine karşı beslediği düşmanlık da göz önünde bulundurulduğunda, olmazsa olmaz bir yetenekten mahrumdum. Duygusal acıya karşı dayanıklılık kazanırken, kendimi bir yabancıya karşı nasıl savunacağımı bilmiyordum. Sanırım bu konuyu o an gelince düşüneceğim ama.

''Kendi ormanınızda olsa dahi, bu kör karanlıkta burada tek başınıza bulunmanız saçmalık bayan.'' Başımı etrafımdaki karanlık gövdeli ağaçlara çevirdim. Burası hala bizim ormanımız mıydı? Yedi yıldır öyle görmüyordum. Saldırıya uğradığımız o günden beri sadece defteri okumak için buraya gelirdim, onun dışında adımımı atmazdım. ''Doğru.'' diye başladım söze, bakışlarımı yine yabancıya yöneltirken. ''Ama burası aydınlıkta da yeterince tehlikelidir. Ya da belki sadece bir bölümü, bilemiyorum.'' İç çekerek bitirdim cümlemi ve kollarımı göğsümde kavuştururken bakışlarımı kaçırdım hafif bir ürpertiyle.

Yabancı, nehre doğru yürümeye başladığında ben değil belki ama ayaklarım hiç beklemeden onu takip etmeye başladı. Suya yakınken daha rahat hissediyordum kendimi, bu doğruydu. Üstelik koca bir deniz ya da bir bardak su arasında hiçbir fark yoktu gözümde. Bir nehirde şu anda beni sakinleştirebilecek enerjiye sahipti. ''Bu arada, hala adını söylemedin değil mi?'' Yaprak hışırtılarının bile beni tedirgin etmesine aldırış etmeden yüzüme büyük bir gülümseme yerleştirerek sorusunu yanıtladım. ''Afedersiniz. Ben Kyndra.'' Her ne kadar o baştan ikinci çoğul olarak hitap etse ve sonra ikinci tekile geçse de ben üslubumu değiştirmemiştim, hala 'siz' olarak hitap ediyordum. Karşımdakinin bir vampir olduğunu elbette ki anlayabilmiştim ve bu da onun yüzyıllarca yaşamış olabileceğini gösterdiğinden sanki karşımda bir aile büyüğü varmış gibi konuşuyordum. Komik. Baksanız benimle arasında yaş farkı ya vardır ya yoktur.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 3:34 am


    " -Ya da belki sadece bir bölümü, bilemiyorum. '' demek istediği gayet açıktı aslında anlayabilen için. Belki benim anlayamayacağımı, benim de onlar gibi bir katil olduğumu düşünüyordu fakat, onun duygularını paylaşan bir vampir olmakla ne kadar gurur duyabilirdim bilmiyorum. Çünkü, bende bir yandan bu savaşın son bulmasını istiyor; diğer yandan ise elflerin canına okumak ve onları bu tarih defterinden silme hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Gözlerimi devirdim ve nehire doğru eğildim. Sudan pek hoşlanmazdım fakat, görüntüsü güzeldi. Yavaş ve sakince akıp gidiyordu, ağaçların arasından sızan ay ışığı nehirde ufak bir yakamoz oluşturmuştu ve pul pul ışıklar saçıyordu. İlerlerde akam şelalenin eşsiz şırıltısı duyulurken, diğer yandan da tehlikenin git gide yaklaştığını bana bildiren kalp atışlarım vardı. Nehrin kenarında bulunan büyük kayalardan birisinin üzerine oturdum ve sırtımdaki silah çantasını indirip yanıma koydum. Gözlerim hala nehirdeydi fakat, kulaklarım etrafı kolaçan etmeye başlamıştı. Bu gece buraya avlanmaya gelmemiştim aslında...

    ''Afedersiniz. Ben Kyndra.'' üslubu hiç değişmemişti. Bunun iki nedeni olabilirdi sadece. Birincisi, bana hala ısınamamış olmasıydı. Diğeri ise, benim vampir olduğumu ve yaşımın gösterdiğimden kat ve kat üzerinde olduğunu anlamıştı. Hangisi olduğunu bilmesem de ufak bir tebessümle karşılık verdikten sonra ; "Ben de Legion. Sesleri duyabiliyor musun?" dinlemesini ve duymasını istediğim sesleri anlayabilmesi imkansızdı eğer duymuyorsa. Çünkü, bu ses ya bu ormanda bulunan başka; benim bilmediğim bir canlıya aitti yada elflerin söylediği şarkıların sesiydi. Hangisi olduğunu kestiremediğim için Kyndra'ya dinlemesini söylemiştim. Nymph'ların kulak yapısı vampir ve elfler kadar gelişmiş olmasa da yine de belki duyabilirdi. Kılıçlarımdan birisini elime alarak toprakla oynamaya başlamıştım. En sonunda dayanamayıp cebimden bir tabaka çıkarmıştım. Kurutulmuş flae ağacından yapılmış tütün vardı tabakanın içerisinde. Bunca yıldır içtiğim için, sarmak pek vaktimi almamıştı ve hemen yakıp dumanı kan dolu vücudumla buluşturmuştum. Tütünün çatırdayan seslerini duyabiliyordum ve bu bana haz veriyordu. Gözlerimi kapattım, ormandaki sesler kesilmiş gibiydi. Kuşlar ötmüyordu, tek tük baykuş sesleri haricinde ortalıkta canlı kalmamış gibiydi. Sonrasında gözümü aralayarak Kyndra'ya baktım ve onu izlemeye koyuldum...

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 12:10 pm

Legion'un sorusu üzerine sustum ve ormanı dinlemeye başladım. Ne duymayı beklemeliydim bilmiyordum ve bu da belli bir şey üzerinde yoğunlaşmamı engelliyordu. Yaprakların kısık hışırtısı, önümden akan nehrin şırıltısı ve sonunda onu bekleyen şelalenin öfkeli sesini duyuyordum yalnızca. Başımı utanmış bir ifadeyle iki yana salladım sakinliğini koruyan vampirin hareketlerini gözlemlemeye başladım. İlk önce yaklaşan bir kaç elf mi duydu diye düşünsem de, sakin tavrı bu fikri çürütür nitelikteydi. Ya da belki de yeteneklerine o kadar güveniyordu ki umrunda olmamıştı. Yaptığı şey kılıcını kullanarak toprağı eşelemekten başka bir şey değildi ve bu yine onun hakkında düşünmeye itiyordu beni. Hiç konuşmadan onu tanımaya çalışıyordum. Pek çok kez karışıklıklara neden olmuştu bu alışkanlığım. Ben birine arkadaş derken, o kişi aslında beni tanımıyor ve mesafesini koruyordu.

Nehrin daha da yakınına ilerleyip diz çöktüm yavaşça. Göz ucuyla Legion'un ağır hareketlerini seçebiliyordum. Ne yaptığını ilk başta anlayamasam da başımı çevirip bakmak istemedim, nedenini bilmiyorum. Zaten çok geçmeden açığa çıkan duman sayesinde gerek de kalmamıştı. Hiçbir zaman denemediğim, babamın dudakları arasından düşmeyen bir şeydi bu. Evde onu mutlu eden tek şeyin olduğunu savunurdu. Bir kağıt parçası, ve biraz da tütün. Bazı insanların gözü gerçekten alçakta olmalıydı, başta da babamın. Bir ailede gözü yoktu, iki kıza da gerek duymuyordu biraz gülümsemek için. Ya da sadık bir eşe.

Bir konuşmayı garipleştirmek için dört saniyelik bir sessizliğin yettiğini biliyor muydunuz? Biz bu sürenin kim bilir kaç katını suskunluk içinde geçirmiştik ancak ben çok umursamıyordum. Nehrin sesini duymak bana yetiyordu, benimle konuşuyormuş gibi geliyordu. Çağrısına kulak vererek ağırlığımı biraz daha öne verdim ve ay ışığındaki yansımamın gözlerinin içine baktım. Mavi gözlerim koyulaşmıştı nehirdeki taklidimde. Sarı saçlarımın ise rengi daha açıktı, tenim de neredeyse ay kadar beyazdı. İlk önce parmağımın ucunu soktum suya, ardından elimi. Bir sağa bir sola oynatarak yansımaları dağıtıyordum. Hani bazı insanların gözü alçakta demiştim ya, sanırım benimki de öyleydi. Bana da mutluluk için gereken tek şey bir nehirdi, ya da herhangi bir su birikintisi. Kendimi ancak o zaman evimde hissediyordum. Üstelik ben hayatım boyunca kendimi evimde hissedememiştim.

Bir an, yalnızca bir an için suyu büküp bükemeyeceğimi düşündüm. Babaannem, oğlunun kızlarını ''koruma'' yöntemini ilkel ve yetersiz bulduğu için beni eğitmeye çalışmıştı. Ona göre bir fanusta yaşamam sonuç vermeyecekti, er ya da geç biri o fanusa da girebilirdi. Elflerin büyüleri olduğunu biliyordum, eminim büyücü ve cadıların da vardı. Yaşlı ama bilge o kadına göre hayatta kalmam ancak kendimi savunabilmem ile gerçekleşebilirdi. Bana dövüşmeyi öğretmek için yanlış kişiydi elbette. Ancak su bükmekte bir ustaydı ve bunu bana aktarmayı gerçekten denedi. Tam bir sonuca asla erişemese de, ölmeden önce beni bir kaç kez su bükerken görebilmişti. Tabii bu da yaklaşık altı yıl önceydi. Ablam öldürüldükten -ya da kaçırıldıktan, bilemiyorum- bir kaç ay sonra, en sinirli ve başıma buyruk olduğum dönemlerde.

Başımı dağılmış yansımadaki ışık parçacıklarından uzaklaştırıp Legion'a çevirdim. Az önce önemsemediğim sessizlik, şimdi rahatsız etmeye başlamıştı. Yalnızca doğanın seslerinin ormanda dolaşması kimi zaman rahatlatıcı olurken, kimi zaman da ürkütücü olurdu. Yalnız olduğunuzu bilirdiniz. Şimdi de rüzgar kulağıma bunu fısıldıyordu. Tüm bunları görmezden gelmeyi başarabilmek umuduyla vampire bir soru yönelttim. ''İyi dövüşür müsün?'' Etrafımızı saran boğucu suskunluğu tıpkı Legion'un sigarasının dumanı gibi havaya karıştıran sesimin duyulmasından sonra onun rahat tavırlarını gözlemlemeye devam ettim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 4:50 pm

"NEVE SCENDI E SCIOGLI AL SOL
IL MIO PECCATO NEL TUO CANDOR
NEVE SCENDI E SCIOGLI AL SOL
IL MIO PECCATO NEL TUO CANDOR
NEL TUO CANDOR."



    Derinden ve sessizce mırıldanmaya başlamıştım. Belki duyduğum sesleri bastırmak, belki de eski anıları yâd etmek için. Kyndra'nın benim duyduklarımı duymamasına sevinmiştim aslında. Nehir kıyısına geçip suyla oynamaya başlamıştı ve derinlerde bir şeyler düşünür gibi bir hali vardı. Daha yeni tanışmış olduğu birine fazla güvenmişti bana göre. Belki de kendine güvendiği savaş teknikleri vardı, nasıl olsa bende onu tanımıyordum. Kılıcımı topraktan çekip yanımdaki taşın üzerine bıraktım. Gökyüzüne bakmaya kafamı kaldırdığımda, sadece ay ışığının ağaçlar arasından süzülen yansımasının göründüğünü fark etmiştim. Saf karanlık sarmıştı ormanın her yerini... Birden aklıma Nymph ve Elflerin birbirine ne kadar benzedikleri takılmıştı. O kadar benziyorlardı ki, aynı büyüleri kullanıyorlardı ve nymphlarda elfçe biliyorlardı. Bu zamana kadar, elfler ve nymphlar hep barış içerisinde yaşamış iki ırktı fakat, bundan bir kaç yıl önce elflerin ansızın yapmış olduğu saldırı ve sonrasındaki katliam nedeniyle; artık hiç bir zaman geri dönülmeyecek bir düşmanlığa dönüşmüştü onların bu benzer bağlılıkları. *Ne yazık.

    ''İyi dövüşür müsün?'' Kyndra'nın ağzından çıkmış olan bu sözler beni bir nebze rahatlatmıştı. Aklını başına toplayıp beni tanıma kararı vermiş gibi duruyordu. Gözlerimi onun gözlerinin içerisine diktim ve öylece bakmaya başladım. Masmavi gözleri vardı ve saçları bir güneşin batmaya yakın saçtığı o büyüleyici renkteydi. Tanrı Crystalline, halkını da kendi kadar güzel yaratmıştı. Gülümsedim ve kılıcımı alıp hafifçe doğruldum. "Aslında yapabildiğim tek şey dövüşmek. " dedim basitçe. Benimse merak ettiğim, onun kendini koruyacak kadar dövüş bilgisi olup olmadığıydı. 'İaido' tekniğinde uzmanlaştığım için ayakta kalıp hayali bir rakibe karşı kılıç sallamaya başlamıştım. Kılıç havada, rüzgârla kavga ediyor ve bu yüzden rüzgârın çığlıkları bir ıslık şeklinde yankılanıyordu ormanın içerisinde. Sağa, geriye ve tekrar sağa... Sonrasında kılıcı fırlatıp bir ağacın tam göğsüne yerleştirmiştim. Kyndra'ya bakmama gerek yoktu, beni izlediğine emindim zaten. Ona döndüm ve "Peki sen? Dövüşmek ister misin?"

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 5:16 pm

Kılıcını alıp doğruluşunu izledim. Şimdi çok daha tehlikeli görünüyordu. Yüzündeki gülümseme de bu kendine güvenen, tehditkar tavrını mükemmel bir şekilde tamamlıyordu. ''Aslında yapabildiğim tek şey dövüşmek.'' Bir an kendime engel olamayarak tepeden tırnağa süzdüm vampiri. Buna inanmamıştım. Onu tanıdığımdan ya da beklentilerimin daha fazla olmasından değildi, yalnızca hiçbir zaman bu zırvalığa inanmamıştım. Yapabildiği tek şey başkalarına saldırmak olduğu için etrafındakileri incittiğini savunan elflerle karşılaşmıştım, bir süre öncesine kadar arkadaşımdı onlar. Bu süre zarfında ya onları ya da kendimi teselli etmek için bu konuyu derince düşünmüş, dövüşmenin gerektirdiklerini onlara defalarca tekrarlamıştım. Refleksler, cesaret, sağlam irade, üstünlük elde etmek için gereken keskin zeka ve ileri görüşlülük. Ne yazık ki fazlasıyla ikna olmuşlardı. Artık kendilerini bir mağdur olarak görmüyorlardı dövüşürken. Daha üstün bir ırk olarak nitelendiriyor, sadece yapabildikleri için öldürüyorlardı. Yine de tüm bunlar için kendimi hiçbir zaman suçlamadım.

Legion, var olmayan bir rakibe karşı savaşırken meraklı gözlerle onu izledim. Yapabileceklerini görmek hoşuma gitmişti, ancak bundan daha fazlası da varmış gibi hissediyordum. Elbette ki benim gibi deneyimsiz biri için bu bile yetmişti. Korkmalı mıydım yoksa güvende mi hissetmeliydim? Ne hissettiğimi tam olarak bilemesem de, korku olmadığını söyleyebilirdim. En azından ona karşı değil. Başkalarının yapabileceklerini bu kadar yakından görmek, o kılıcın önüne gerçek bir rakip koymuş olma fikri ürpertmişti beni. Koca denizdeki en küçük balık bendim anlaşılan. Ne su bükebiliyordum rahatlıkla, ne de düzgün bir yumruk atabiliyordum. Hayatımın büyük bir bölümü kendimi tanımaya çalışmakla geçmişti. Daha gerçekçi olmak gerekirse, boş. Yalnızca oradan oraya gitmiş, evim diyebileceğim bir yer aramıştım. Savaşın varlığını bile unutmuştum ailevi hayatımdaki kargaşadan dolayı. Oysa ki bu ormanda son kez bu kadar oyalandığımda olan şeyler beni düşmana karşı çekiyor olmalıydı. O düşman her kimse. Legion kılıcını iri ağaç gövdelerinden birine fırlattığında meraklı ifadem yerini şaşkınlığa vermişti.

''Peki sen? Dövüşmek ister misin?'' Bana bakmadan sunduğu bu teklifle irkildim ve bir ayağımı geriye koydum sanki geri adım atacakmışım gibi. Kararın gerçekten bana ait olduğunu umarak ve sesimin titremesini bastırmaya çalışarak yanıtladım. ''Ne, seninle mi? Asla. Ben... Yapamam.'' Ah, kekelememiş olmayı da umardım. Herhalde bu gece ilk kez soğukkanlılığımı kaybetmiştim. Hayır, onu bir ağaca tünemiş olarak görünce verdiğim tepki önemli bir şey değildi. En azından bununla kıyaslandığında. Kalp atışlarım hızlanmışken, vampirin üzerine dikmiştim dikkatli bakışlarımı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 6:05 pm


    Sorduğum soru onu korkutmuştu. Gözlerimin içine içine korkak bakışlar sunarak, bir adım gerilemişti. Şimdi daha iyi anlamıştım, karşımdaki kızın aslında savaş konusunda bilgisiz olduğunu. Ona zarar vermeyeceğimi hala anlamamış olması beni biraz öfkelendirmişti. Bu öfke; ne Kyndra'ya karşıydı ne de bir başkasına. Kendime ve halkıma öfkelenmiştim. Bu kadar ürkütücü yaratıklardık ki, yaklaşık iki saattir yan yana durduğumuz insanları bile korkutabiliyorduk. Hafif bir tebessümde bulunduktan sonra; ağaca doğru yürümüş ve kılıcı gövdeden çıkarmıştım. Kyndra'nın üzerine doğru yürürken, gözleri hala bana bakıyordu ve hala aynı korku hükmetmişti sanki bedenini. Bu kez kıpırdayamaz bir şekilde karşımdaydı ve ne yapacağını bilmez gibiydi. Dudaklarını titrek bir şekilde açarak söylediği sözler de bunu gayet net ortaya koymuştu da zaten. Kılıcı döndürüp ona uzatmıştım. Sadece gözüyle süzmeye başlamıştı fakat, istediğim şey kılıcı benden çekip almasıydı. Diğer kılıcımı sırtımdan çıkarttım ve ; "Bence artık dövüşmeyi öğrenmelisiniz genç bayan. " kılıcın bir tanesini onun önüne sapladım ve diğerini kendime alıp geri yürümeye başladım. Kılıcı oradan sökebilecek mi, diye düşünürken; aklıma birden Mia diye bir kız çocuğu gelmişti...

GEÇMİŞ ~ 12 Nisan 1989

    "Hadi Mia! Başarabilirsin. "
    "Yapamıyorum Legion. Görmüyor musun?"

    Mia; beyaz tenli, renkli gözlü ve büyüleyici saçlarıyla kusursuz bir nymph kızıydı. Dövüş öğrenmeyi çok arzuluyordu. Bu dünyada hiç düşmanı yoktu belki de fakat, dövüşmek onun başaramadığı tek tutkusuydu. Bu yüzden onu gerçek anlamda bir silahşör olarak eğitmeyi istiyordum. Belki de tuttuğu kılıç, onunla aynı ağırlıktaydı. Yine de azmi sayesinde çok iyi silah sallayabiliyordu. Bunu başarabilmesi bile bana yetmişti onu tanımam adına. " Davran kılıcına Mia. " kılıcı kaldırıp üzerine yürürken, o ise hala ağaca saplanmış kılıcı çıkarmaya çalışmakla meşguldü. Üzerine yaklaştıkça, korkuyordu ve daha da hırsla kılıca asılıyordu. *Nafile diye düşünürken, aniden kılıcı çıkardı ve umarsızca bana sallamaya başladı. Kendimi bir adım geri attım ve ne olduğunu anlamadan diğer taraftan gelen kılıç kolumda derin bir kesik oluşturmuştu. "Ah!" öyle beklenmedik bir anda yaralanmıştım ki, normalde tepki vermezken şimdi hiç suçu olmayan kızı korkutacak bir tepki vermiştim. Mia, bir adım geri kaçtı ve elindeki silahı yere fırlattıktan sonra korkak adımlarla gerilemeye başlamıştı. Ona bir şey yapacağımdan korkuyor gibi bir hali vardı. Ayağa kalktım, kılıcı yerde gördüğümde Mia'ya şöyle bir baktım. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. "Mia. Bir şey yok, ağlamana gerek yok. Tamam sanırım yeter bugünlük." O günden sonra daha azimle çalışmaya başlamıştı. Daha bir tutkuyla ve ustalıkla. Sanki, bir kaç yıl sonra elflerin saldıracağı savaşı ön görüp hazırlanmaya başlamıştı... Elfler saldırdığı zaman, Nymphların en usta silahşörü olarak kaç bin elfi geri püskürteceğini kimse bilemezdi...

ŞİMDİ

    Anılardan sıyrılmak bazen çok uzun sürebiliyordu. Kyndra, hala sorgulayan gözlerle bana bakmaya devam ederken; "Öğrenmek istemiyor musun?" demiştim. Bence istiyordu, en azından büyü yapmayı öğrenmek istiyordu fakat, benim öyle bir yeteneğim yoktu. Bu yüzden ona öğretebileceğim tek şey kılıç ve ok kullanabilmekten başka bir şey değildi. Elfler, usta silahşörlerdi. Hem kılıç hem de yay kullanımı konusunda aşırı ustalaşmışlardı. Bizim bile, bazı durumlarda zorlandığımız noktalar olmaktaydı. Bu yüzden, nymph ırkının hepsi aslında dövüşü öğrenmesi gerekliydi bana göre. *Her şeye fazla burnumu sokar olmuştum şu sıralar. Bunun nedeni ise, yaşlılığa bağlıyordum.



_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 6:32 pm

Ağaçtaki kılıcı hiç zorlanmadan çekip aldıktan sonra bana doğru kararlı adımlar atmaya başladı. Bense yerime çivilenmiştim. Bakışlarımı bile kaçıramıyordum ondan. Yutkunmaya çalıştım, kupkuru olmuş boğazımdan güçlükle geçti. Kılıcı çevirip bana uzattığı zaman, başımı oynatmadan sadece bakışlarımı çevirmek olmuştu. Dikkatlice bakıyor, hiç elime almadığım bu silahın ağırlığını ve ısısını kestirmeye çalışıyordum saçma ve yersiz bir gayretle. Legion'un bir başka kılıç çıkardığını, demirin kabzasına sürterken çıkardığı sesten anlamıştım. Bunun üzerine yine ona baktım. Son bir kaç dakikadır yaptığım başka bir şey var mıydıki zaten? ''Bence artık dövüşmeyi öğrenmelisiniz genç bayan.'' Bana uzattığı ancak almaya cesaret edemediğim kılıcı tam önüme, kuru zemine sapladıktan sonra uzaklaştı. Haklıydı, hem de çok. Ancak bunu kapkaranlık bir ormanda yapmam şart mıydı? Üstelik benim kadar mükemmelliyetçi olsanız, siz de yapabileceğinizden şüphe ettiğiniz bir işe kalkışırken tereddüt ederdiniz.

O hala elinde silahı beklerken, ben kendime bunu yapmamı sağlayacak sebepler bulmaya çalışıyordum. Sanki acımasız bir savaşın ortasında olmamız yetmiyormuş gibi. İşte, babamın bana en büyük zararı buydu. Plastik bir balona konmuştum sanki. Etrafımdaki gerçeklerden haberim yoktu, yalnızca çocuksu arzularıma ve yaşama zevkime sahiptim. Evet, tüm bunların değişmesinin vakti gelmişti. Bir dahaki sefere ormanda zikzaklar çizerek koşmayacaktım. Hem en yakın dostlarımın bile sırf ellerinden geldiği için başkalarını öldürmelerine tanık olmuştum. Güçsüzlerin tutunamayacağı bir çağda yaşıyoruz.

Legion'un son kelimeleriyle birlikte, elimi uzattım ve beceriksizce kılıcın sapını -ya da her ne ad veriliyorsa orasını- kavradım. Nasıl çıkaracağımla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Sadece çekmem yeterli olur muydu? Denemekten başka şansım yoktu. Diğer elimi de ötekinin biraz üzerinden sardıktan sonra, vücudumun ağırlığını da kullanarak kılıcı çektim ve zeminden çıkardım. Beklediğimden daha ağırdı ve artık Legion'un hayali bir rakibe karşı dövüşmesinin üzerimde bıraktığı etkiyi değiştirmişti. Şimdi aklım ermiyordu nasıl o kadar hızlı ve kontrollü bir şekilde savurduğuna. Üstelik dümdüz bir çizgi üzerinde, hiçbir sapma olmadan da ağacın gövdesine fırlatmıştı. Sonuç olarak şimdi onun tutuşunu başarısız bir şekilde taklit ediyordum. Kılıcı havaya kaldırmamıştım, kollarım serbestti ve ucunu toprağa dayamıştım. Talimat beklemeye başlamam ile kalp atışlarım iyice hızlanmıştı. Karşımdaki vampirin soluk alıp vermemdeki düzensizliği duyup duymadığını merak ediyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 7:22 pm

    Kılıcı topraktan söküp çıkarışı, beklentimin üzerinde bir hareketti fakat sonrasında denge bozukluğu yüzünden kılıcın ağırlığı ile baş edememişti. Kılıcı, tekrar toprağın üzerinden destek alarak yere dik bir şekilde koymuş ve ona dayanarak tutmaya başlamıştı. Bu benim yüzümde ufak da olsa bir tebessüme yol açmıştı ama, yine de ona belli etmeyip devam etmemiz gerektiğini belirten bir hareketle ona bir adım yaklaşmıştım. Kılıçta en temel iş dengeydi. Eğer, kılıçla aranda denge bağını oluşturabilirsen onun ağırlığı senin için önemli olmazdı. Kyndra'ya ilk başta bunu öğretmem gerekeceğini anlamış ve nereden başlayacağımız konusunda bir fikrim oluşmuştu. Kulaklarıma çalınan seslerse daha dikdatör bir şekilde ormana hükmetmeye başlamıştı. Vampir duyularım sayesinde, Kyndra'dan daha önce duymuş olabilirdim bu sesleri belki ama, şimdi daha belirgin bir halde kulaklarımda yer etmişti. Temkini elden bırakmam söz konusu bile değildi. Yine de şimdilik bizim için bir tehdit arz etmiyor olmasından kaynaklanan bir rahatlıkla Kyndra'ya dönmüştüm. Söze nereden başlayacağımı bilemez bir tavırla ; "Öncelikle, kılıcın ağırlığını bir kenara bırakmalısın Kyndra. Kılıçla aranda bir bağ oluşturmalısın ve bu bağın adı da denge olmalı. " dedikten sonra kendi kılıcımı yerden kaldırıp havada raks ettirmiş ve tekrar yere indirmiştim. Kaldırdığım anı Kyndra'nın görmesi için biraz daha yavaş şekilde belirtmiştim...

    "Şimdi senden, kılıcı yerden kaldırıp havada bir kez döndürmeni istiyorum fakat unutmaman gereken bir şey var. O da, kılıcın aslında hiç ağır olmadığı." ona cesaret verecek şekilde ithamda bulunma sebebim bunu başarabileceğini anlamam olmuştu. Gerçekten, azimli bir kişiliğe sahip olduğu belliydi ve nymph'ların en büyük özelliklerinden birisi de mükemmelliyetçi oluşlarıydı. Bu yüzden, eğer bu kılıcı kullanmayı öğrenebilirse; onunla yapabilecekleri muhteşem olabilirdi. Kafamı gökyüzüne kaldırdım ve yine eşsiz, devasa ağaçlarla karşılaştım. Gözlerimi kapatıp sesleri daha dikkatli dinlemeye başladığımda ise, gerçekten yanılmadığımı anlamıştım. Ormanda elfler vardı ve bizden pek de uzakta değillerdi. Fazla sayıda olmadıkları belliydi, bu yüzden biraz da olsa rahatlamıştım. Ben başımın çaresine bakardım bakmasına fakat, Kyndra'nın güvenliği için temkinli olmak zorundaydım. Bir savaşta normalde iki şansım olurdu. Birincisi, düşmanı süzüp savaşabileceğim kararına varıp saldırmak. İkincisi ise, kaçmaktı. Şimdi bu ormanda, tek bir şansım vardı. Savaşmak! O yüzden daha dikkatli davranarak, onların bize daha fazla yaklaşmasını engellemeli yada önceden sezmeliydim. Bunları düşünmekten bir anlık vazgeçmiş ve tekrar gözlerimi Kyndra'da odaklamıştım.

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 7:55 pm

Bana biraz daha yaklaştığında bir saniyeliğine de olsa ne kadar düşünceli olduğunu gözlerinden okuyabilmiştim. Garip bir şekilde hoşlanmıştım bu durumdan. Beş dakika önce birlikte neredeyse iki saat geçirdiğimiz bu vampiri yabancı olarak algılarken, birden bire onu anlıyormuş gibi hissetmiştim. Yine de bu kadar rahat birinin zihnini meşgul eden şey neydi, bilmek istemiyordum. Zaten dediğim gibi, yalnızca bir saniyelik bir durumdu ve şimdi her zamanki tavrıyla bana dönmüştü. O konuşurken dikkatle onu dinledim, anlamaya çalıştım. Ancak olmuyordu. Seçtiği kelimeler çok gündelik olsalar da, ardındaki anlamı kestiremiyordum. Denge sağlamam gerektiğini anlamıştım, peki kılıcın ağırlığını bir kenara nasıl bırakacaktım? Ah, demek böyleymiş. diye kendi sorumu yanıtladım içimden Legion kılıcını hiçbir güçlük çekmeden havada hareket ettirirken.

Kılıcını indirdikten sonra konuşmaya devam etti. Ve anlamadığım bir cümle daha sarf etti. Kılıç aslında hiç ağır değilmiş. Belki de yapmam gereken tek şey, kılıçla olan bu bağı her gün yaptığım bir şeyle ilişkilendirmekti. Kulağa imkansız geliyordu, evet. Ancak şimdiden aklımda canlanmıştı. Tıpkı dansta ve cimnastikte olduğu gibiydi her şey, sanırım yani. Cimnastikte vücut bir bütündür. Hiçbir hareket bedenin yalnızca bir yerini zorlamaz. Dansta da öyledir. Vücudun her yerini hissedersiniz. Yalnızca bacaklarınız hareket etse bile kollarınız da aktiftir. Pekala, galiba anlamaya başlıyordum.

Kendimi rezil etmemeye çalışarak kılıcı havaya kaldırmaya çalıştım. Ucu topraktan ayrılır ayrılmaz gövdem öne doğru bükülmüştü, sonuç olarak kılıcı yine zemine dayamıştım. Legion'a bakmadım bu ufak başarısızlıktan sonra. Yapabileceğimi biliyordum ve onun yüzünde herhangi bir hayal kırıklığı ya da acıma görmek işime yaramayacaktı. Haydi! dedim kendi kendime. Kılıcı vücudumun devamı gibi düşünecektim, bir eklenti gibi değil. Bir kez daha denedim, bu sefer daha yukarı kaldırabilsem de dengemi sağlayamıyordum. Ama her yaptığım hatada, bir başka yanlışımı görüyordum. Bu da işimi kolaylaştırıyordu. Vücudumun her bir bölgesini aktifleştirerek bir daha denedim. Dengem bozulmamıştı kılıcı kaldırırken. Ve düz tutmakta pek bir sorun yaşamamıştım. Ancak havada döndürmeye çalıştığımda kollarım güçsüzce titremişti ve sık yapılan bir hata yüzünden kılıcı hızla tekrar yere yaslamak zorunda kalmıştım. Gücümü boynumdan almıştım, bunun üzerine bir ağrı saplanmıştı. Hani halk dilinde damar damar üstüne biner ya, öyleydi. Bir elimle hala kılıcı dengede tutarken ötekiyle boynumun yanını ovdum bir kaç saniye. Bu tip rahatsızlıklarla sık karşılaşmak, bir dahaki sefere onu nasıl ortadan kaldıracağını öğretiyordu insana.

Elimi boynumdan çekip tekrar kılıcı kavradıktan sonra Legion'un yüzüne kaçamak bir bakış attım. Bu ormandan çıkınca ''Tanrım, ne beceriksiz kızdı.'' demesini istemiyordum. Kararlılıkla kaşlarımı çattım, kupkuru olmuş dudaklarımı çabucak ıslattım ve bir kez daha denedim. Bacaklarımı ve karnımı o kadar sıkıyordum ki biri itse bile dengemin bozulması neredeyse imkansızdı. Kılıcı tek bir hamlede kaldırmayı denemek yerine adım adım yapmaya karar verdim. Böylece her şey kontrollü gidecekti. Rastgele savurup onun ivmesiyle gövdemi oynatmayacaktım. İlk önce kılıcın ucunu topraktan çektim. Kollarım da aktifti. Az öncekine benzer bir performans ile kılıcı havaya kaldırdım. Havada döndürürken dengemi kaybetmemek için kendimi o kadar sıkmıştım ki, kızardığımdan emindim. Ama sonunda yapmıştım. Tek problem kılıcı tekrar indirirkendi. Beklediğimden daha çabuk ucu zeminle buluşmuştu. Derin derin nefes alırken, şimdi yorumunu almaya hazır bir şekilde başımı Legion'a doğru çevirdim. Tanrım, su içmem lazımdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 8:48 pm

Kyndra'nın gözlerindeki azim takdire şayandı. İlk denemesinde kılıcı rastgele kaldırmayı denemişti ve olmadığını görünce yüzüme bakmamıştı. Belki de bunu, onu küçümsemem korkusuyla yapmamıştı bilemiyorum. İkinci denemesinde de başarısız olsa da hatayı nerede yaptığını anlamış bir edayla doğruldu. Kılıcı daha sıkı bir biçimde kavradı ve gözlerime kaçamak bir bakış fırlattıktan sonra, kendinden emin bir tavırla kılıcı kaldırabildiği en üst noktaya kadar kaldırdı. Kılıç eline şaşkınlık yaratırcasına yakışmıştı ve dimdik tutmayı becermişti. Bu gerçekten şaşırtıcıydı ve beklemediğim kadar iyiydi. Tek sorun kılıcı havada döndürmesiydi şimdi ve doğal olarak yanlış yaptığı tek bir hareket yüzünden kılıcı tekrar yere indirmek zorunda kalmıştı ama, hala kararlılıkla yapabileceğini düşünüyor gibiydi. Son denemesinde boynunu incitmiş ve biraz sorun yaşamış olsa da gayet iyiydi. O, bana bakmazken ben ise, gözlerimi ondan ayırmıyordum. Yaptığı her hareketi kare kare izliyordum ve bir sonraki hareketi çözümlemeye çalışıyordum. Ay ışığının etkisi azalmıştı ve orman artık kör bir karanlığa hapsolurcasına sönüyordu sanki. Rüzgarın hışırtısı ve yaprakların yerde çıkardığı sürüklenme sesleriyle, ağaçların ıslık seslerinden başka bir ses daha vardı. Belirgin bir tehdit oluşturan ses...

Gözlerim Kyndra ile buluştu tekrar ve kılıcı döndürdüğünü, tekrar başarıyla yere indirdiğini gördüğümde yüzümdeki tebessüm belli belirsiz ortaya çıkıverdi birden. Ona bir iki adım daha yaklaştıktan sonra, seslerin geldiği yöne bakış attım. Çok yaklaşmışlardı ve daha da yaklaşmaya devam ediyorlardı. Kyndra'yı bu tehlikeden uzaklaştırmam gerekli diye düşünüyordum. "Kyndra. Sanırım eve gitme vakti. Bugünlük bu kadar yeter." demiştim. Bir şeylerin ters gittiğini anlayan ve soran gözlerle bana bakmasına aldırış edemezdim şu anda. Büyük bir sorunla karşı karşıyaydık. Elflerin sayısı bizden fazlaydı. Seslere bakılırsa altı-yedi kişilik bir avcı kadrosuyla karşı karşıyaydık. Benim için bir sorun yoktu fakat, Kyndra buradayken onlarla savaşamazdım. Kendini koruyabilecek kadar yetişkin sayılmazdı daha. "Oo bakın burada kim var çocuklar. Legion'du değil mi asker?" gözlerimi sesin geldiği noktaya çevirdiğimde tanıdık bir yüzle karşılaşmıştım. Benim de savaşta bulunduğum zamanlarda, elf komutanlardan birinin yüzüydü bu. Sonrasında ordudan tasnif edilmişti. Hünerli bir savaşçıydı ve şimdi yalnız değildi. Ayrıca, ordudaki gibi savaşması gereken yüzlerce vampir yoktu karşısında. Sadece ben ve savunmasız bir kız. "Evet komutan Lfora. Görüyorum da artık silahlardan korkunuz var. Savunmasız ırklara saldırmaya başladığınıza göre... " Tek yapmam gereken onu kızdırıp Kyndra'ya kaçabilecek bir ortam sağlamaktı fakat, Lfora böyle oyunlara gelmeyecek kadar yaşlı ve deneyimliydi. Söylediklerim sonucunda sadece gülümsemiş ve sırtındaki kılıcını çıkarmıştı. Sanırım çetin bir savaşa tutuşacaktık...

"Kaç Kyndra." tek söyleyebileceğim buydu. Kyndra'ya verdiğim ve elimde bulunan kılıcı alıp onların durduğu yere doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştım. Gaflete düşmüş iki tane genç elf, üzerime doğru atılmışlardı ve Lfora sadece onları öldürüşümü izlemekle yetinmişti. "Kanthire kızı yakala. Bizim burada işimiz var." Lanet olasıcalar kızı yakalamayı akıllarına sokmuşlardı fakat, beni fazla hafife almış olmalıydı ki Kanthire denen elf çok yakınımdan geçmeye kalkmıştı. Üzerine atlayıp boynunu kavramam bir olmuştu. Kılıcı göğsünden içeri soktuğumda tek yaptığı derin bir çığlık atmaktı. Arkamı döndüm ve Kyndra'nın gitmiş olmasını umarak baktığımda ise, Kyndra'nın hala bıraktığım yerde olduğunu gördüm. *Çıldırmış olmalısın.

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 10:29 pm

Legion'un yüzündeki tebessümü görünce ben de gülümsememe engel olamamıştım. Kendimle gurur duyuyordum, evet. Ve şu ana kadar önemli olanın bu olduğunu, başka birinin onayına ihtiyacım olmadığını düşünüyordum ancak yanılmıştım. Bu keyifli an kısa sürdü. Kendime güvenim gelmişken ve daha da ileri gidebileceğimden eminken, her şeyi denemeye hazırken ormanın derinliklerini inceleyip bana bugünlük yeterli olduğunu söylemişti. Dudaklarımı aralayıp itiraz etmedim, ancak bakışlarımı onun gözlerine öylesine anlamlı dikmiştim ki bir yanıt beklediğim apaçık ortadaydı.

Sonunda Legion'un duyduklarını işitebilir hale geldiğimde, pek çok şey için geç kalmıştık. Başımı ayak seslerinin geldiği yöne çevirmemle, oradaki bir kaç elften birinin konuşması bir oldu. Demek birbirlerini tanıyorlardı. Bu kez bakışlarımı vampire çevirdim. Askerdi, ha? Ve davetsiz misafirimiz de öyleydi. Kısacası tehlikedeydik. Tüm bunlara rağmen Legion sükunetini bozmamıştı. Hatta karşısındaki elfi aşağılamaktan da çekinmemişti. Tabii bu durumda, öteki tarafın kılıcını çekmesi beni şaşırtan bir davranış değildi.

''Kaç Kyndra.'' Ben daha ne olduğunu anlayamadan ellerim boşalmıştı. Demin bana kılıç kullanmayı öğreten Legion, şimdi gözümün önünde hayali bir rakiple değil gerçek bir düşmanla dövüşecekti. Onun yeteneklerine olan güvenim her nedense sonsuzdu, bu yüzden bunu bir fırsat olarak görüyordum. Ustayı iş başında görme fırsatı. Hepsine tek başına yetişemeyeceğini ise, çete lideri görünümlü elfin üzerime saldığı bir başka elf ile anlayabilmiştim, her ne kadar onun da işini bitirmiş olsa da. Elfin çığlığından sonra dönüp arkasına bakmıştı komutunu yerine getirmiş miyim görmek için. Ne diyebilirim ki, başıma buyruk biriyim.

Bir yanım buradayken ona yük olduğumu söylese de, öteki yanım yardımcı olmam gerektiğini söylüyordu. Her ne kadar bir kaç yıldır su bükmüyor olsam da, fiziksel bir rekabette hiç şansım olmasa da ve güçlü büyüleri şu ana kadar hiç denememiş olsam da. Ama önce, suya ihtiyacım vardı. Tüm bu olan bitenlerden uzaklaşmak yerine, nehrin bir kaç damlasını kendime çağırdım. Boğazımdan kayıp giden az sayıdaki damlalar bile kendimi daha iyi hissetmemi sağlamıştı.

Ne yapacağımı şaşırmış bir halde etrafıma bakınsam da, korkmuyordum. Doğrusu bir kılıcı elime almak beni daha çok ürkütmüştü. Neyse ki hızlı çalışan bir aklım vardı. Olasılıkları hızla tartabiliyor, kendimce en doğru sonuca ulaşabiliyordum çabucak. Ve şu anda da bir kaç ihtimali göz önünde bulundurarak büyüye savunma amaçlı olmadan başvurmamaya karar verdim. Beceriksiz bir hamleyle Legion'u incitmek istemezdim. Üstelik su bükme üzerinde daha çok çalıştığım bir gerçekti. Sanırım bir kaç saat önce aklıma takılan sorunun yanıtını alabilecektim. Hala su bükebiliyor muydum? En azından geriye kalan 3-4 adamı alt edebilecek kadar?

Legion'un bir başkasıyla dövüşmesini fırsat bilerek zorluk çekmeden yanıma yaklaşabilmiş olan elfe baktım öfkeli gözlerle. Aynı orman, bir kaç yıl arayla. Bir avuç saldırgan elf. Acaba o gün de karşılaştıklarımız, daha doğrusu benim kaçtığım ve ablamın baş başa kaldığı katiller bunlar olabilir miydi? Bu ihtimalle gözlerim parlamaya başlamıştı öfkeyle. Hiç üzerinde düşünmeden, belki de el alışkanlığı ile zorlanmadan nehirden iki kol çıkarmayı başarmıştım. Ne yaptığım üzerinde hiç ikince kez düşünme gereği duymadan sudan oluşmuş kollar elfi yakaladı ve en yakındaki ağaca sertçe çarptı. Ardından bir başka ağaca, ve bir başka ağaca. Şakaklarından kanlar süzüldüğünde ve gözleri kapandığında, hala etrafını sarmış olan kollar onu nehre doğru çekti. Akıntıyla birlikte sürüklenen gövde bir kaç dakika sonra şelaleden düşecekti. İlk kez birini öldürmüştüm -ya da ağır yaralamıştım- ama son derece sakindim. Belki de durup düşünmeye vaktim olmadığı içindi. Ama tüm bunlar sona erdiğinde de pişman olacağımı sanmıyordum.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    Cuma Haz. 24, 2011 11:21 pm

"Gardını düşürmemelisin asker!" öfkeyle kavrulan ses tonundan anlaşılıyordu ki, Lfora benim güçsüz halimden faydalanarak saldırmaya kararlıydı. Kılıcı yerden kapıp ona doğru yürümeye başladım, o da aynı şekilde benim üzerime doğru geliyordu. Bir anda, mesafenin yeterli olacağını düşündüğümüz zaman ikimizde asker geleneği yüzünden durmuştuk. "Ooo... Karşındaki düşmanı tart. Böyle diyordu değil mi, o kitapta Legion ?" cevap vermeye fırsat tanımamıştı. Üzerime salladığı kılıçtan kafamı sağa yatırarak kaçtıktan sonra suratına indirdiğim yumruk, Lfora'yı geri püskürtmüştü. Daha sinirli bir şekilde üzerime saldırması için yaptığımı biliyordu ve sinirine hakim olmaya çalışıyordu, tabi aynı zamanda o da beni sinir etmek için uğraş verir gibiydi. "Söylesene komutan Lfora. Savaştan hiç kaçtın mı ?" soruma cevap vermeyeceğini bildiğim için gardımı düşürmemiştim. Bana salladığı kılıcıyla, benimkinden çıkan çınlama sesleri ormanın içine içine işliyordu. Soğukkanlılığım yerine oturmuş ve özgüvenim daha da artmıştı. Komutan Lfora ile savaşta çok kez karşılaşmıştık fakat, böylesine aşikâr kapışmamız hiç olmamıştı. Onu güçlü bir asker sanardım ve yanılmışım. Ormanın içindeki kapışmamızı, sadece onun gücünü ölçmek için yapmıştım. "Sandığım kadar yetenekli değilsiniz bay Lfora. " gözlerinden adeta alev fırlamıştı. Ne olduğunu anlamadan göğsümde hissettiğim tekme beni on metre kadar geriye fırlatmıştı ve aşırı derecede öksürmeme neden olmuştu. *Seni ayı !

"Ahhh! Lanet olasıca." bu Lfora'nın sesi değildi ve tam da bu sırada Kyndra aklıma gelmişti. Yerden anında fırlamıştım. O da ne? Kyndra, su bükebiliyordu. Hem de, acemi falan sayılmazdı. Nehirden çıkan eller, bir tane elfi o ağaçtan diğerine vurup dururken, bilincini kaybeden elf nehire karışıp gitmişti. Bir an Kyndra ile göz göze geldiğimde, yapabildiğine kendi de inanamamış gibi bakıyordu. Ama onun yetenekli olduğunu zaten anlamıştım ve şaşırmamıştım. Ayağa gülümseyerek kalktığımı gören Lfora, ne kadar istemese de şimdi sinirlenmiş ve duyarsızca üzerime gelmeye başlamıştı. Bense sakince onun üzerine gidiyordum. *Şimdi öldün komutan. Elimdeki silahı yere attım ve onunla göğüs göğüse çarpışmak için tüm gücümle üzerine atıldım ...


Spoiler:
 

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aura Kyndra Bianchett
Dansçı & Ourea Ajanı
Dansçı & Ourea Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 163

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    C.tesi Haz. 25, 2011 12:45 am

Sıktığım dişlerimi gevşetmiş, tuttuğum nefesimi bırakmıştım. Kaç kişi kalmıştı? Şu Lfora denen elf dışında bir kişi daha vardı ve gözlerine inanamıyormuşçasına taş kesmiş bir şekilde etrafına bakınıyordu. Bakışlarımız buluştuğunda kendine gelmiş, yapması gereken şeyi hatırlamıştı. Gerçi ben de en az onun kadar kenarda durup Lfore ile Legion'un dövüşünü izlemek istiyordum. Bakışlarımı onlara çevirdiğimde gördüğüm manzara karşısında endişemi gizleyemeyerek o tarafa bakmaya devam ettim. Legion kılıcını atmış, hızla üzerine gelen çatlak elfe doğru sakince yürüyordu. Belki de yaptıklarını daha etkileyici kılan bu rahat tavırları ve sakin yüz ifadeleriydi. Birde göğsüne bir tekme yedikten sonra bile hala gülümseyebilmesi.

Bana doğru hızla koşan elfi son anda fark etmiştim. Elimden geldiğince çabuk kanatlarımı çırparak yerden yükseldim. Hazır güvendeyken bir daha baktım Legion'a. Yardıma ihtiyacı yoktu. Hoş, ondan üstün birine karşı ne yapabilirdim bilmiyordum. Burnumun ucundan sıyrılan ok ile başımı yerdeki elfe çevirdim. Bir başka ok atmaya hazırlanıyordu hızla. Elimi nehre doğru uzatıp kararlı bir hamleyle düşmana doğru yönlendirdim. Hareketimi takip eden bir su birikintisi ona çarptıktan sonra alçaldım ve ayaklarımı yere bastım. Sırılsıklam olmuştu yalnızca, birde yayı ve okları ondan uzaklaşıp gitmişti. Vakit kaybetmeden ayağa kalktı. Ne yapmayı planladığını bilmiyordum ancak gözlerindeki kararlı ifadeden söyleyebilirdim ki niyeti bırakıp gitmek değildi.

Biraz da kendimi sınamak adına, büyü yapmayı denemeye karar verdim. Basit bir şeydi, başlangıç seviyelerinden. Gerçi elflerin de büyüleri vardı ve bu tür bir karşılaşmaya henüz hazır değildim. Yine de şansımı deneyecektim. ''Dredhkë!'' Bana doğru attığı ilk adımda, topraktan hızla kendine bir yol açarak çıkan sarmaşıklardan biri ayak bileğine dolandı. Başını eğerek sarmaşıklara baktı önce, ardından bana çevirdi gözlerini. O sırada bir başka sarmaşık da boynuna sarılmış, toprağa doğru çekiyordu onu. Elleri arkasında yine topraktan çıkan sarmaşıklar tarafından birleştirilmişti ve öyle güçlülerdi ki, elfin bitkilerin istediği gibi cenin pozisyonunu almaktan başka çaresi kalmamıştı. Ona doğru bir adım attım. Belki başkaları öldürerek güçlü hissediyorlardı, haklılardı da. Aynı hissi bir kaç dakika önce yaşamıştım. Oysa şimdi ben ayağımın dibindeki elfi istesem öldürebileceğim ama yapmamayı seçtiğim gerçeğiyle tatmin oluyordum. Dudakları arasından çıkan mırıltıları duyuyordum. Büyü yapmayı deniyor, ancak başaramıyordu. Belli ki zamanının çoğunu kılıçtaki ustalığını geliştirip nişancılık çalışarak geçirmişti.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Legion
Avcı - Nemesis Ajanı
Avcı - Nemesis Ajanı
avatar

Mesaj Sayısı : 111
Yaş : 27
Nerden : İzmir
Lakap : Dorian.

MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    C.tesi Haz. 25, 2011 2:40 am

Lfora'nın yumruğu suratımda patladığı sırada yere düşmemek için iki adım geriye gitmiştim. Suratımdan sızan kanın durması pek uzun sürmemişti ve karşımdaki elf her geçen sürede daha da sinirleniyordu. Bu durum benim için iyiye işaretti tabi. Lfora tekrar harekete geçmek için üzerime doğru gelirken gözlerim Kyndra'yı aramış ve bulmuştu. Ufak bir su kütlesi çıkarmıştı ve bu sayede karşısındaki elfin silahsız kalmasını sağlamıştı. Tam da bu sırada bana doğru gelen yumruğu farketmiş ve kafamı saniyelik bir refleks ile aşağı eğerek sıyrılmayı başarmıştım. Lofra'nın boşa giden kolu, onun dengesini kaybettirmişti. Bundan faydalanarak kafasından yakaladığım gibi döndürerek geriye doğru fırlatmıştım. Yeterince uzamış bir çınara çarpıp yere düşmüştü. "Kalk Lfora!" kafasını kaldırdığı sırada beni az önce olduğum yerde göremediği için panik yapmış Lfora'nın üzerine atlamıştım. Vampir güçlerimi unutmuş gibi bir hali vardı, hız ! Uzun saçlarından kavradığım elfin suratını yumruklarla dövmeye başlamıştım ki, bir anda içimden onu öylece bırakma isteği türemişti. Kafasını ağaca çarpıp bıraktım. Sonrasında arkamı dönüp Kyndra'nın etkisiz hale getirdiği elfin yanından geçerken, büyü yapmaya çalıştığını işittim ve suratına sert bir tekme yapıştırdım. Artık konuşamaz haldeydi ve sarmaşıklar hala onu sarmaya devam ediyorlardı. "Legion! Sana gardını düşürme demiştim. " Lfora'nın tehditkâr sesi kulaklarımda çalındığı sırada arkamı dönmeme fırsat vermeden bir ok sesi işitmiştim. Hemen arka tarafa doğru bir adım attım ve önümden geçip gidecek oku elimle yakalayıp ona doğru döndüm. Gözlerinden öfke saçıyordu ama, beni görebilecek kadar yetenekli gözlere sahip değildi. Vampirlerin doğasından kaynaklanan çeviklikleri ve hızları, benim kanıma da geçmişti. Bunu kullanarak Lfora'nın arkasına doğru, onun göremeyeceği şekilde koştum. Elimdeki ok artık Lfora'nın boğazından girmişti !

" Bitti Kyndra. Başardın, onlarla dövüştün ve çok da iyiydin. " Kyndra'nın gülümseyen gözleriyle buluştuğumda onun bir hasarı olduğunu görmediğime sevinmiştim. Yerdeki kılıçlarımı alıp tekrar sırtımdaki kabzalarına soktum. Artık bu ormandan gitme vakti ikimiz içinde gelmişti. Elfler buraya yakın bir yerlerde kamp kurmuş olabilirlerdi. "Tekrar görüşeceğiz Kyndra. "




ROL OYUNU BİTMİŞTİR !

_____________




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: F O R E S T ~    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
F O R E S T ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
: God's Gamble : Revenge's Poisionous Game : :: Nymph Dünyası :: CRYSTALNEST :: Rosenvale-
Buraya geçin: